yıllar geçti mi,
ama baktığım saatler hep aynı,
...
...
oturmuş kahvemi içerken,
...
...
başka bir hikayede görüşmek üzere
yıllar geçti mi,
February 10, 2012 at 02:42 PM in HİKAYELERİM... | Permalink
Uyanmak istemedin biliyorum,
olsun herşeye rağmen hayat yine güzel,
hep güzel
...
December 28, 2011 at 11:02 PM in Bıdı Bıdılar..., HİKAYELERİM... | Permalink
merhaba
...
nasılsın
...
seni bir daha ne zaman görürüm bilmem ama
....
yalnız olmadığını bilmek güzel
ve bu beni mutlu ediyor
...
seni fazla tutmak istemiyorum o yüzden çabucak soracağım,
1990 yazında kaldığımız oteli hatırlıyor musun
lütfen hatırla
neden mi,
çünkü oraya gitmek istiyorum
...
yüzleşmek istediğim anlarım var, anılar değil
şimdi denizin hırçın zamanıdır,
etrafta sessizdir,
sobanın üzerinde demli bir çay mutlaka vardır,
girişte ki oturma grubunun hatta divan desem daha iyi olacak, yanında kırmızı bir kitaplık vardı.
Hatırlarsan gelen konuklar, kitapların sayfalarına kendilerince bir şeyler yazıyorlardı
...
bende bir şeyler karalamıştım,
belki sende karalamışsındır....
acaba ne yazdığımı bulabilir miyim,
mümkün mü
...
yoksa yıllar gibi o kitaplarda ki sayfalarda mı bir yerlere savruldu,
oysaki söz uçar yazı kalır derler ama
...
umarım otelin adını hatırlarsın
...
November 25, 2011 at 09:02 AM in HİKAYELERİM... | Permalink
hayat
bazen uzun bir uykudan uyanmak gibi
hayat
sevdiğin şehri bir daha görememek gibi
hayat
sonbahar bulutlarının oradan oraya dağılması gibi
hayat
doğuya gidecek treni beklemek gibi
hayat
sabah güneşini içine almak gibi
hayat
not defterin gibi
hayat
geçmişe bakarken geleceği istememek gibi
hayat
annenin sana küçükken söylediği nasihatlar gibi
hayat
kalbin ve ellerinin arasında gibi
hayat
bir merhaba
hayat
beklenmedik bir son
hayat
hayat işte...
anlamasak da çok değerli imiş...
October 05, 2011 at 10:47 PM in HİKAYELERİM... | Permalink
Sen hangisi olmayı isterdin,
yalandan ağlayıp ilgi manyağı olmayı mı,
yoksa uyanıkken rüya görmeyi mi,
çılgın dalgalarla boğuşurken,
sallanan sandalyende uyumayı mı,
yoksa çılgınca şarkı söylemeyi mi,
sanırım gün bitiyor
...
ve bilmediğim uzaklarda gün başlıyor
...
bazılarımız için zor zamanlar
...
karışık temmuz sonu...
July 27, 2011 at 09:04 PM in HİKAYELERİM... | Permalink
Çilek üstü pudra şekeri,
yanında eskilerden kalma bir aşk mektubu
...
su muhallebisi,
öncesinde gelen bir telefon
...
balkonda bir sardunya,
sonrasında köpüklü bir türk kahvesi
...
taş fırından çıkma çıtır çıtır simit,
tuz kokusu,
deniz,
ege
...
sabahın beşi,
otoparkta kırmızı bir uçurtma
...
bahar sanırım geldi,
gün batımları rengarenk,
yazlıklar dolaplardan çıktı,
ve deniz seni çok özledim
...
kucak dolusu sevgiler
May 16, 2011 at 09:17 PM in Bıdı Bıdılar..., HİKAYELERİM... | Permalink
May 11, 2011 at 08:16 PM in Bıdı Bıdılar..., HİKAYELERİM... | Permalink
April 25, 2011 at 09:24 PM in HİKAYELERİM... | Permalink
illa bir sebebi mi olmalı konuşmak için
...
o zaman sen yine beklemede kal...
bir bilsen, ne çok değiştim,
evet ben...
bahçede ki yapraklar döküldü,
ve biz taşındık,
hemde sonbaharda...
şimdi başka şehir,
başka bir kalp...
ama gözlerim hep aynı..
hepsi bitti işte...
günler kayıplara karıştığında,
hayallerim işe koyuldu,
belki de unutmama yardımcı olurken,
gözlerim camda ki buzlara takıldı...
bende üşüyorum şimdi,
hemde tam ısınmışken,
tükettiklerimi düşünürken...
hepsi bitti işte...
günler de kayıp oldu,
ve kalbimde beklemekten yoruldu
...
başka bir hikayede görüşmek üzere
kucak dolusu sevgiler
March 13, 2011 at 10:19 PM in HİKAYELERİM... | Permalink
Şimdi denize açılma vakti gelmişse de,
sen biraz daha bekle olur mu...
öyle hemen itiraz etme,
hani belki yanına bir arkadaş alırsın,
ya da yalnızlık ile
iki kadeh
sohbet edip, eskilerden
bahsedersiniz...
bu gece dolunay,
sen seversin,
eski lüks lambanı da almayı unutma...
o koya git,
biraz aşk,
biraz da efkar dağıt...
yeni bir yıl,
yeni bir hayata kürek çekme vakti...
kucak dolusu sevgiler...
January 05, 2011 at 06:41 PM in HİKAYELERİM... | Permalink
Yılların geçmesine aldandım,
ama gözlerine aldanamadım,
kalbim hep hızlı attı,
ama hayata yavaş atıldım,
nefesinden ısındım,
yüreğim o yıl soğudu,
ellerini tuttum,
hikayene tutunamadım,
bir varmış
bir yokmuş dedin,
koca bir ömür geçti,
ama hatıran hep aynı kaldı,
sevdiceğim dedin,
akıllısın dedin,
hazinem dedim,
şimdi ellerim ellerinin içinde,
gözlerime bakıyorsun,
ve bir an olsun ellerimi bırakmıyorsun,
şimdi ayrılık vakti hazinem,
hayat arkadaşım,
hatırlıyor musun o evi ilk yaptığımızda,
kollarına sargılar sarar aşağıdan tuğlaları taşırdın,
akşamları denize karşı demli bir çay içtiğimizde
yorgunluğumuzun üzerine,
birde fanti oynardık...
şimdi o kumsalda ayaklarını kumlara gömme vakti,
kendine dikkat et,
orada görüşmek üzere,
hani seni ilk gördüğüm o ...
başka bir hikaye de görüşmek üzere
kucak dolusu sevgiler
December 17, 2010 at 07:26 AM in HİKAYELERİM... | Permalink
bazen ama bazen
ya da hep ve hep
sevginin çok özel olduğu bir yer,
ya da çok özel hissedilen bir omuz,
vardır...
vardır değil mi...
hani umutsuzluğa kapıldığımızda
pencereden yağan yağmura bakıp,
hafiften inen sisi izlerken
zamanın nasıl geçtiğini bilmediğimiz bir yer,
hani her aklımıza geldiğinde
bir demli çay eşliğinde
seyre daldığımız
düşüncelerin içinde kayıp olduğumuz bir
an
an vardır değil mi...
ya da yalnızlığın içinde kayıp olmak istemediğimiz
ve yalnızlıktan kaçmak için
kalabalıkların içine karıştığımız
ya da uykunun daha tatlı olduğu
bir zaman,
zaman vardır değil mi...
masumiyeti düşlerken,
aslında masumiyetin sadece bebeklere ve çocuklara
özgü olduğunu anladığımızda
zamanın çok geç olmadığının farkına varırız
varırız değil mi...
başka bir hikaye de görüşmek üzere
kucak dolusu sevgiler
keyifli haftasonları
November 26, 2010 at 08:55 AM in HİKAYELERİM... | Permalink
O yazı iyi hatırlıyorum,
incir ağacının incirleri bol,
komşunun armutları büyükçeydi.
Hani dağ kirazını ilk defa yediğimizde,
nasılda ağız bükmüştük.
ve karar vermiştik, kirazın tahtına asla oturamaz diye...
Hatırlıyor musun ıhlamur ağacı o zaman daha ıhlamur vermiyordu,
ve yağmurlu havalarda evin çatısına vurduğunda,
korku filmlerini aratmazdı.
ve her gök gürlediğinde,
o sicacık kollarına sarılırdık anneannemin...
Sürekli elektrikler kesilir ve
sabaha kadar gelmezdi,
mum eşliğinde sessiz sinema oynadığımızda hep siz kazanırdınız...
Uzun ince balkonda sandalyeleri sıra sıra koyup,
yıldızları saymaya çalıştığımızda,
dayım bize gülüp sayın bakalım derdi.
ve birde olmazsa olmazımız kabak çekirdeği...
şimdi o ev sessiz...
ikinci katın kapısı güneşten kurumuş,
her yaz olduğu gibi bu yaz da boyanmayı bekliyor...
Duyduk ki ağaçlar büyümüş,
ama gitmeye hiç vakit bulamadık
en çokta bahçede ki yeşil elmaya sevindik,
yine bolca vermiş
...
biliyorum o ev ile ilgili pek çok
anı birikti,
ama uzun yıllar oldu bir daha kapısını açmadık,
açamadık...
ne biz ne de anneannemler...
şimdi sonbaharın yalnızlığını yaşıyor...
acaba alt katın koridorunda ki boy aynası halan duruyor mu
hani her sabah mutlaka boy ölçtüğümüz ve ne zaman uzayacağımız ile ilgili hikayeler uydurduğumuz o ünlü ayna...
sanırım bu yazda gidemeyeceğiz,
anılar ile selam söyle,
ve birde, bahçede ki ortancanın altına bakmayı da unutma...
başka bir hikaye de görüşmek üzere
kucak dolusu sevgiler
November 22, 2010 at 03:13 PM in HİKAYELERİM... | Permalink
Fırtına da ki gemin buzla kaplandığında
sen çözmek için uğraşman gerektiğini bilirsin
ama fazla çabanın nerede durması gerektiğini bilemezsin
ve
üşenmeden eline koca bir balta aldığında,
kırmanın mı kırmamanın mı daha iyi olacağını düşünüp durursun...
evet belki geç kaldığının farkındasındır,
ama içinde ki duyguya yenik düşemezsin
tıpkı ilişkiler gibi...
belki buzlar yavaş yavaş kırıldığında,
sende savaşmaktan yorulmuşsundur...
haklı ya da haksız olabilirsin
ve buza sorduğunda bilirsin ki sana cevap vermez,
karşısında durur öylece beklersin,
ellerin ile dokunmaya çalıştığında,
buz ellerini hisseder,
ve seni dinler,
bilir ki ellerin sicacıktır,
ve yitirilmişlerini kazanmak istersin
buz azıcıkda olsa eridiğinde
gözlerin parıldar,
ve aklına biriktirdiğin anılar gelir.
ve belki de kırmaktan vazgeçersin,
buzu öylece orada bırakırsın...
November 08, 2010 at 06:13 PM in HİKAYELERİM... | Permalink
August 26, 2010 at 09:02 AM in HİKAYELERİM... | Permalink
hava da bulut,
sen bu yazı unut desemde,
unutma,
çiki çiki oynamaya bak,
yan balkon boşsa ayaklarını uzat,
kokmaz merak etme,
hem kırmızı ojelerin güneşte daha da parlak olur,
sevinirsin işte,
üst kat komşun huba huba diye şarkılar söylesede,
sen şaşırma katıl,
şen ol,
değmez hayat öyle dertlere tasalara,
elbiselerin halan dolaptaysa,
yaz bitiyor heyooo
çıkart onları,
girmesin daha dolabına ekime kadar,
kiloluyum falan diye de dert etme,
salla başkalarını,
elbisenin yakışmadığı kadın tanımıyorum
...
sabahları erken kalk,
sicaktan mayışıp yatağa yapışma,
yapılacak onca iş var,
deniz kenarına git,
boğaza karşı iç,
ha birde denize para at,
atmadan önce dilek dile,
ve birde balon al,
kırmızı uçan olsun,
havası hemen gitmesin,
kağıda bir not yaz,
balonun ipine bağla,
bırak mavi gökyüzüne..
boşver Ağustos senin ayın olsun,
uç,
kahkaha at,
delirsen bile olur,
Ağustos bu,
herşeye kucak açar
benden sana tavsiye,
kendine güven ve sev...
kucak dolusu sevgiler
August 10, 2010 at 09:01 AM in HİKAYELERİM... | Permalink
June 16, 2010 at 09:03 AM in HİKAYELERİM... | Permalink
şimdi ayağa kalk ve bahçede ki ortancaları sula,
bir zamanlar incir ağacının gölgesinde kalmışlardı,
hani yaz sicaklarında tüm ailenin toplanıp karpuz yediği o güzel karo döşemeli yer...
ha birde martılara selam söyle..
başka bir hikayede görüşmek üzere...
kucak dolusu sevgiler...
keyifli haftasonları
May 14, 2010 at 08:55 AM in HİKAYELERİM... | Permalink
Biliyor musun bazen seni düşünüyorum,
ama sadece bazen
ve neden bilmiyorum
şimdi,yüzümde gülümseme, elimde bir fincan çay ile pencere kenarına oturmuş,
yağmuru izliyorum
...
belki de ilk defa yağmur yağdığında yalnızım ve o yüzden,
evin tüm ışıkları yanıyor,
ve gök gürültüsünden daha çok korkuyorum.
Uzun zamandan beri ilk defa keşke sen olsaydın diyorum.
Elini tutardım,
omzuna yaslanırdım,
mumları yakardım,
belki Tori Amos'dan Winter çalardı...
Bugün, işten erken çıktım.
Arabayı evin önüne parkettim.
Başımı yukarı kaldırdım,
ve bir kez daha bu şehirde sonbahar ne kadar güzel diye düşündüm.
Bu da başka bir mutluluktu işte,
yaşadığını hissetmek...
Gözüm, karşı kaldırımda yürüyen teyzelere takıldı.
Ellerinde pazar arabaları, bir yandan konuşup, bir yandan da yürüyorlardı.
İçlerinden biri sanki beni uzun zamandır tanıyormuş gibi,
bana gülümsedi ve el salladı.
Tam merdivenleri çıkarken,
geri adım attım ve neden o güzel teyzeleri takip etmiyorum dedim.
Önce sağ, sonra sol, sonra yine sol yaptık.
Ne gariptir ki, bunca sene bu semtte oturmama rağmen,
hiç girmediğim sokaklardan geçtim.
Bilemiyorum belki de geçtim, ama o kadar kördüm ki,
farkına varmadım.
Bu sokakları mutlaka görmen gerekir.
Pencerelerden mis gibi çamaşırlar sarkmış,
kurumuş yapraklar yol kenarlarına birikmiş,
etrafı yemek kokuları sarmış,
kapı önlerinde sek sek oynayan çocuklar,
ve bir şekilde akan hayat...
Pazar, az ileride başlıyordu.
Birden teyzeleri kayıp ettim, ama pazardaydım.
Karşılaştığım ilk tezgah peynircilerdi.
Köşede ki amca, bir bıçağın ucunda bana tuzlu peynir ikram etti,
ne kadar lezzetliydi anlatamam.
1 kg verir misin amca dedim.
Yorulmuş bedeni ile oturduğu yerden ayağı kalktı, 1 kglık peyniri özenle kesip, tartıya koydu.Sonrada naylon bir poşetin içine koyup bana uzattı.
Böylece ilk pazar torbamı almış oldum.
Peynirlerin hemen yanında zeytin tezgahları vardı.
En sevdiğim, yeşil çizik zeytinden de 1 kg aldım.
Biraz daha ileride, sebze ve meyva tezgahları dizilmişti.
Kısacası, aklına ne gelirse vardı.
Yalnız domatesler öyle salkım salkım değildi,
hatta şekilleri bozuktu,
anlamayan biri belkide hormonlu sanırdı,
ama elime aldığımda,
aklıma çocukluğumda dedemin bahçesinden topladığım domatesler geldi.
Orta tezgahların birinin önünde durdum.
Elime almış domatesleri koklarken, tezgahın sahibi mavi gözlü teyze yerinden kalktı ve domatesleri kese kağıdına koymaya başladı.
Tam yoluma devam edecekken, 12 yaşlarında bir çocuk yanıma yaklaştı.
Abla limon ister misin diye sordu,
Ver haydi limon dedim...
Limonlara torba ararken,
ayak üstü sohbet ettik...
Bir an yorulduğumu hissettim,
ama gelen sesler, neşe içindeydi.
Çünkü, bu sokak tam çocuklara göreydi,
Oyuncaklar, pamuk şekerler, topaçlar, toplar...
çocukluk günlerine ait ne varsa buradaydı.
Keşke hep çocuk kalsam dedim.
Belki o zaman kimse beni üzemezdi...
Gözüm ,yanımdan geçen pamuk şekerlere takıldı.
Almak istedim, ama utandım.
Sence aldım mı,
haydi bakalım, cevabı bende saklı olsun.
Ve sola döndüğümde, daracık bir sokağa girdim,
Bu sokak tam bana göreydi, çünkü deniz görünüyordu ve rengarenkti.
kumaşlar,
patiskalar,
örtüler...
hatta el işi perdeler bile vardı....
Bu sonbahar daha fazla elbise giymeye karar verdim,
ve rengarenk patiskalardan aldım.
İstiyorum ki elbiselerim üzerimde, ruhum da kalbimle dans etsin.
Kumaşları alırken en çok dikkatimi,
Kumaşı kesmeden önce, makasa hayırlı olsun demesi çekti.
Ardından her kumaşı, özenle katlayıp bana verdi.
Eski günleri hatırladım, Ankara'da İzmir caddesinde kumaşçılar vardı, anneannem ile giderdik...
Kollarımın ağrıdığını hissettim.
Keşke diyorum benimde bir pazar arabam olsa,
çeke çeke götürsem,
arada durup nefes alsam,
kafamı kaldırıp gökyüzüne baksam,
güzel olurdu değil mi.
Köşeyi döner dönmez,
önce lavanta, sonra da
yasemin kokusu aldım.
Senin sevmediğin kokular biliyorum...
Yavaşça çiçek tezgahlarına yaklaştım.
ve bir demet lavanta aldım...
Eve dönmeye karar verdiğimde,
Hafiften bir rüzgar esti,
ama hiç yormadı beni...
İçeri girer girmez,
tüm camları açtım,
Sonbahar bulutları ne güzel,
pamuk pamuk....
istedim ki,
sadece evi değil tüm sokağı sarsın lavanta kokusu...
işte böyle,
bugünde böyle geçti...başka bir hikaye de görüşmek üzere
kucak dolusu sevgiler...
November 18, 2009 at 08:50 AM in HİKAYELERİM... | Permalink
Kuşlar şehri terk ettiğinde,
güneş bulutların ardına saklandı,
Ağaçlar yapraklarına veda ettiğinde,
rüzgar çeşitlendi,
bazen lodos oldu, bazen karayel,
bulutlar ağladığında,
yağmur, şemsiyemi neşelendirdi.
Umut kapımı çaldığında,
sessizlik içeri buyur etti,
yazıya nasıl devam edeceğini bilemeyen ben,
daha fazla yazamadım,
yazsam da ne yazacağımı bilemedim,
istedim ki yazı iyi bitsin,
ama çıkan kelimeler hep hüzünlü,
acaba sonbahardan mı,
belki de...
bir yudum kahvemden içtim,
belki yazı farklı yöne gider diye ama
tık yok,
tık eden sadece, kalorifer borularının sesi...
sanırım dışarıda hava çok soğuk...
en iyisi burda bitsin bu yazı,
biliyor musun
bir resim gibidir hikaye yazmak,
hiç bir zaman bitmez,
ya da,
tam bittiğini düşündüğünde tekrar düzeltmek istersin...
bu kış çok kar yağar mı...
bilmem belki....
November 05, 2009 at 01:52 PM in HİKAYELERİM... | Permalink



|

