Uzun yolculuktan döneli neredeyse 1 yıl olmuş, ama ben bir türlü toparlanıp yazamamışım, ne kadar ayıp bana.Bu sene ne olur affedin.Bu sene ders çalışıyorum ve itiraf ediyorum "kendimi kayıpta ettim, bazen kendimi geri almak istiyorum".
Ağustos sonrası dersleri verdikten sonra yazı bitirmek için planlar yapıyorum, ama bu planlar ne kadar gerçekleşir gerçekleşmez bilinmez, ama yine de umut ediyorum işte...
Yazın sicaklarından bunalmış, eski fotoğraflarıma bakarken, San Diego durağımızdan bahsetmek istedim... Sanırım Amerika da nerede yaşamak istersin sorusuna, San Francisco'dan sonra yaşamak istediğim tek yer diye cevap veririm:)
ve işte San Diego ile ilgili gezi notlarım,
San Diego da bir gün,
Balboa Park'ta çimlere uzanıp kitap okumak,
İspanyol mimarisi,
Rıhtım,
Bisiklet taksiler, (genelde Türk öğrenciler çalıştırıyorlar)
Old Town,
Küçük bir İspanyol restaurantında Taco yemek,
Mexicalılara gülümsemek ve ne kadar sicak insanlar olduğunu bir kez daha anlamak,
Rengarenk battaniyelerden almak,
365 gün güneşi hissetmek,
hep bronz olmak,
Gün batımına karşı bira ve balık yemek,
Amerikan donanmasının büyük bir bölümü burada olmasından dolayı uçak ve savaş gemileri arasında barışı aramak,
Rıhtımda ki USS Midway gemisinde bir kadeh beyaz şarap içmek,
Surf yapmak,
ve güneşin tadını çıkarmak :)
keyifli haftasonları
kucak dolusu sevgiler
June 19, 2009 at 09:14 AM in Gezi | Permalink | Comments (9)
February 13, 2009 at 10:14 AM in Gezi | Permalink | Comments (4)
Eylül ne zaman geldi ki, gidiyor derken, işte Bayram ve Ekim, en sevdiğim ay...
Sonbahar'ın koşuşturmacası var, işler yoğun, kardeş geldi gidiyor, hastalıklar, sürprizler, bir çiçek hatırlanan ve yine rengarenk doğa...Haftanız güzel ve renkli geçsin diye Las Vegas fotoğraflarının bazılarını yayınlamak istedim...
Atlanta'dan Las vegas uçağına bindiğimizde bulutlu, sisli hatta yağmurlu bir hava vardı.
Saat sabahın 5'iydi ve benim zaten şaşıran saat kavramım tekrar şaşıracaktı...Kıtanın bir ucundan diğer ucuna uçuyorduk ve 2600 km'lik turumuz daha başlamamıştı...
Las Vegas Havaalanına indiğimizde her tarafta kumar makinelerini görünce biraz şaşırmış ama sonra Las Vegas demiştim. Bavullarınızı beklerken 25 Cent'lik makinelere oturup bir kaç dakika zaman geçirebilirsiniz.
Las Vegas eşittir; kumar, para ve eğlence...
güzel bir hafta dilerim...
kucak dolusu sevgiler...
Not: Fotoğraflar Küçük Hikayeler'e aittir...
Bellagio favori otelim...
September 22, 2008 at 12:33 PM in Gezi | Permalink | Comments (6)
Eskişehir'e giderseniz Odun Pazarı'nın sokaklarında mutlaka kayıp olun :) çocuklar ile sohbet edin, yaşlı teyzelere selam verin, mis gibi asılmış çamaşırların kokusu sizi sararken bahara hoşgeldin deyin...
Ve teşekkürler, Ayşe teyze, halı yıkarken çekmeme izin verdiğin için ;)
kucak dolusu sevgiler
Not: Fotoğraflar Küçük Hikayeler'e aittir...
Uçak öğleden sonra Londra üzerinde inişe geçerken, şehrin düzenliliği ve bulutların griliği bizlere hoşgeldin diyor gibiydi...
Pasaport kontrolünde sıra beklerken çeşit çeşit insan ile göz göze gelip aslında herkesin bir an önce sevdikleriyle kavuşmak için sabırsızlandığını görüyorsunuz...
Bavulları beklerken bile, etrafı bir heyecan bulutu sarıyor. O bavullar, kimbilir hangi hayalleri getiriyorlardı...
Sıra otobüs ile önce Galler'in başkenti Cardiff'e sonra tekrar Londra'ya...Londra-Cardiff, otobüs ile 3 saat 15 dakika...
Ama, önce Londra'dan başlamak istiyorum.
Londra'da kaldığımız 5 gün boyunca, hava sürekli güneşliydi, Şubat ve Londra için mükemmeldi.
British Museum'da (http://www.britishmuseum.org/) sabahın erken saatlerinde(sabah 8.00'da) sıraya girerek "The First emporer China's Terracatto Army" (http://www.britishmuseum.org/whats_on/all_current_exhibitions/the_first_emperor/exhibition_tickets.aspx)
sergisi için bilet aldık ve bu sergi ile büyülenip akşamda Çin yeni yılını kutladık. British Museum, şu ana kadar gezdiğim en büyük ve pek çok uygarlığın eserlerini barındıran müzeydi...Truva'dan bile öyle güzel ve büyük mozaikler gitmiş ki, üzücü.
Covent Garden'a her öğlen gidip yemek yedik ve orada ki atmosfer bana inanılmaz huzur verdi. Konserler, gösteri yapanlar, satış yapanlar kısacası güzel bir kalabalık...
Londra'ya gitmeden önce mutlaka güzel bir müzikale bilet alın, biz bilet bulsaydık gidecektik...
Camden Town'da eski ahırların nasıl dekore edildiğini görüp pazar günü(10 Şubat 2008) çıkan yangına üzüldük.
Londra'nın bana göre en önemli ulaşım aracı, metro. Ve bizde sadece ulaşım olarak metroyu kullandık. Ve metro ile Londra'da bir yerden bir yere gitmenin ne kadar kısa ve ucuz olduğunu gördük. (Sanıyorum metro 7 katlı) http://www.tfl.gov.uk
Dediğim gibi, kraliçeyi sarayında gördüm ve bana göre dışarıdan çok mütevazi, Dolmabahçe kadar güzel değil :)
St. James parkında havanında güzel olması ile banklarda oturup kendi parklarımızı düşündüm.
Big Ben'i görüp bu mu dedim, çünkü fotoğraflardan daha güzel görünüyordu ama asıl olan sanırım Big Ben'i gece ve uzaktan seyretmek.
Millenium köprüsünden gece yürüyerek geçtik ve Londra ışıl ışıldı.
Bir gece kızkardeşimle Soho'ya gittik.
Piccadilly Circus'ta Eros'un heykelini gördük.
İngilizlerin meşhur "fish and cips"inden yiyip, yarı bira yari sprite olan biralarından içtik.Pub'a gidip sakın bira istiyorum demeyin, çünkü o kadar çok çeşit bira var ki...Publar 22.00 de kapanıyor. İngiltere'de içki içme yaşı 21 ve içeride hiçbir şekilde sigara içilmiyor, o yüzden pubların dışında içmek istiyorsanız içkiniz ile birlikte dışarı çıkıyorsunuz.
Oxford caddesinde ki alışveriş dükkanlarında cüzdanı da bırakmak istedim, özellikle Top Shop'da:)
Tate Modern' de ki Doris Salcedo'nun http://www.tate.org.uk/modern/exhibitions/dorissalcedo/default.shtm sergisini gezdik ve girişte ki cafe de oturup limonlu kekten yiyip ve demli çay içtik. http://www.tate.org.uk/ Doris Salcedo'nun o kırıkları nasıl yaptığı hala bir sır...
Çin mahallesinde güzel çaylar içtik...
Thames nehrinde akşam yürüyüşüne çıktık ve köprünün altında ki kitapçıda eski plaklar ve kitaplar ile zaman geçirdik...
Ve tabi ki sevgili Berceste'nin tavsiyesi üzerine gidilen Covent Garden çok teşekkür ederiz, keşke görüşebilseydik, bir daha ki sefere:)
güzel bir hafta diliyorum...
kucak dolusu sevgiler...
Not: Fotoğraflar Küçük Hikayeler'e aittir...
Ankara'da halan kar yağıyor ve evde kurumuş olan ekmeklerinizi, apartmanınızın bahçesine kuşlar için bırakmayı unutmayın lütfen :)
February 18, 2008 at 09:32 AM in Gezi | Permalink | Comments (13)
Balıkçı köylerinden geçenler bilirler,
Oralarda hayat erken başlar,
Deniz yürekli bir sevgili ise,
Dalga kıran da bir barınaktır.
Her akşam takaların seslerine birde yüreklerde ki hikayeler eklenir,
Deniz fenerinde el sallayan bir aşık mutlaka vardır,
Mavi, uçsuz bucaksızdır ama hatayı da affetmez,
Belki de kadın gibi
Ve rastgele...
kucak dolusu sevgiler...
Not: Fotoğraflar Küçük Hikayeler'e aittir...
November 27, 2007 at 01:41 PM in Gezi | Permalink | Comments (5)
Efsaneye göre ünlü gordion düğümü,bir öküz arabasını bir sütuna bağlayan karmakarışık bir sarmaşıklar yığınıdır. Araba Midas'ın ya babası ya da atası olan Gordios'a aittir. Yeni bir lider arayışında olan Frigler'e bir kahin tarafından, şehre öküz arabası ile giren ilk adamı kral ilan etmeleri söylenir. İşte bu kişi Gordios'tur.
Gordios kral olur ve öküz arabası tapınakta gösterime konulur. Asırlar sonra Büyük İskender zamanında, gordios'un öküz arabası, düğümü çözecek kişinin Asya'nın hakimi olacağı söylentisi ile ünlenir.
Büyük İskender Gordion'a geldiğinde (M.Ö. 334) düğümü çözemeye çalışır ama başarısız olur. Sabırsız bir öfkeyle, kılıcını çeker ve düğümü ortadan ikiye ayırır. İskender gerçekten de Pers İmparatorluğu'nun fatihi ve Asya'nın hakimi olma yolundadır. Ancak 33 yaşında ateşli bir hastalıktan zamansızca ölümü, bilgelerce İskender'in Gordion Düğümünü çözmek yerine sabırsızca davranmasının akıbeti olarak görülmüştür...
Tarih ile aramız ne kadar iyidir bilemem, ama insanın yaşadığı topraklarda geçmişini araştırması ve bunu gelecek kuşaklara daha etkili bir şekilde nasıl anlatacağı önemli bir bilinçtir diye düşünüyorum.
Ankara'ya 90 km uzaklıkta Frigya Krallığı'nın başkenti, Gordion'daydık...
ve işte notlar...
*** Gordion'un tarihi M.Ö. 3000 yılına kadar dayanmaktadır.
*** Gordion Sakarya ve Porsuk nehirlerinin birbirlerine yaklaştıkları yerdedir.
*** Gordion'un eteğinde ve tepelerinde 80'nin üzerinde tümülüs bulunmaktadır. Bunlardan en büyüğü Midas Tümülüsü'dür.
*** 1950 yılından beri Pennsylvania Arkeoloji ve Antropoloji üniversitesi burada kazılar yapmaktadır. http://home.att.net/~gordion/index.html
*** Kazı ile ilgili olarak Pennsylvania üniversitesinin internet sitesi gerçekten çok iyi hazırlanmış, hatta çalışmalarda emeği geçenlerin yıllara göre kronolojik sıralaması bile mevcut.
*** Gordion'a gittiğinizde Gordion Müzesi'ni ve kral mezarına mutlaka gidin. Müzeye giriş 2 YTL ve müze'nin çalışma saatleri 8.30 ile 17.30
*** Gordion müzesi çok güzel düzenlenmiş, yalnız her zaman ki gibi küçük broşürler ve tanıtım eksik...
*** Gordion müzesinden 2 km sonra sol da kalan şehir kalıntılarını mutlaka gitmelisiniz...
*** Eğer yaz aylarında gezmeyi planlıyorsanız mutlaka yanınıza şapka alın :)
*** Kazılardan çıkan pek çok kalıntı Ankara Anadolu Medeniyetler Müzesi'nde sergilenmekteymiş.
*** Gordionda yemek ve içecek için sadece bir işletme var...
güzel bir hafta diliyorum...
kucak dolusu sevgiler...
Not: Fotoğraflar Küçük Hikayeler'e aittir...
July 16, 2007 at 09:49 AM in Gezi | Permalink | Comments (11)
Arabamız Güvercinlik koyundan çıkıp, Bodrum'a yaklaşırken radyo da Mazhar Alanson'un "Nerden başlasam nasıl anlatsam... Bodrum Bodrum... " parçası çalıyordu, ne güzel bir tesadüfdü...
Geçen hafta maviye yolculukta haritamızda Bodrum'da vardı.
Ve Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi'nden notlar...
*** Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesine giriş Bodrum Liman'ından yapılıyor,
*** Eğer 65 yaş üstü iseniz ücretsiz girebiliyorsunuz :)...
*** Pazartesi hariç mesai saatlerinde gezebilirsiniz...
*** Müzeyi ayrıntılı gezebilmek için yaklaşık 3 saatinizi ayırmanız gerekiyor.
*** Müzeye girerken en büyük eksiklik girişte verilmeyen tanıtıcı broşürler...Nedense küçük ama tanıtıcı broşürleri her zaman sevmişimdir...
*** Müze, gerçektende çok başarılı bir şekilde düzenlenmiş; kale içerisinde ki tavuskuşları, kediler, kuşlar bir başka deyişle doğal ortam sizi bir müzedense, farklı ve huzurlu bir ortamda olduğunuzu hissettiriyor...
*** Bodrum'u kuş bakışı izlemek ve uçsuz bucaksız maviliklere dalmak için en güzel yerlerden biri...
*** Kalenin her yerinde pek çok oturma grupları var...
*** Kale ilk defa 1962 yılında müze olarak kullanılmaya başlanmış.
*** Müze çalışanları çoğunlukla bayan ve sorduğunuz tüm sorulara cevap veriyorlar...
*** Müzenin sergi salonlarında interaktivite ve ışıklandırma çok başarılı kullanılmış...
*** Kaleyi dolaşırken biraz yorulursanız eğer, orada ki sanatçıların el emekleri göz nurlarına bakabilir, hatta kendinize, sevdiklerinize hediyeler bile alabilirsiniz...
*** Cam Salon, Roma Batığı ve Komutanlar Kulesi benim en çok dikkatimi çeken yerlerden biri oldu...
*** Türkiye de şu ana kadar gezdiğim en iyi müzelerden biri...
*** Bodrum sualtı Arkeoloji müzesinin internet siteside kolay ve anlaşılır bir şekilde hazırlanmış, http://www.bodrum-museum.com/museumtr/departmanlar.htm
*** Bodrum'a gittiğinizde bana göre, görmeniz gereken en önemli yerlerden biri...
***Bodrum'u arka plan alarak, hatıra fotoğrafı çektirmeyi sakın unutmayın...
kucak dolusu sevgiler...
Not: Fotoğraflar Küçük Hikayeler'e aittir...
June 20, 2007 at 09:52 AM in Gezi | Permalink | Comments (10)
Belki yine gelirsin dedi yabancı,
neden olmasın dedi küçük kız,
bugün de bitti dedi gün ve ekledi
"
Birilerinin gözlerini yaşlarla doldurmadan önce, sen ağlamalısın. Birilerini birşeylere inandırmadan önce, o şeye sen inanmalısın...
"
çok ama çok güzel bir haftasonu diliyorum, sevdiklerinize sıkıca sarılın...
Not: Fotoğraflar Küçük Hikayeler'e aittir...
June 14, 2007 at 05:03 PM in Gezi | Permalink | Comments (12)



|

