Hava burda o kadar sicak ki (sanıyorum anlıyorsundur, aynı yarım kürede olmanın yararları:), evdeki tüm pencereler açık ama yine de tek bir yaprak bile kıpırdamıyor, tıpkı o gün gibi. Ve ben geceleri burada da rahatça uyuyamıyorum.("gece kuşum" deyişini duyuyorum:))
Sana yazmayalı, seninle konuşmayalı şimdi düşünüyorumda o günden beri tam tamına 4 ay olmuş.Sen sürekli bana elektronik postalar ya da sevimli kartlar atarken ben sessizce köşeme çekiliyordum, ama sen yılmadın ve bana sürekli yazdın, haberler verdin....şu an saat gecenin 3'ü ve orada da gündüz biliyorum, elim defalarca telefona gidiyor, arayıp sesini duymak, bir merhaba diyebilmek için... ama yapamıyorum, ve şimdi de elime kağıt kalemi almış sana yazıyorum, yazmayı hiç sevmeyen biri olarak.....(hayat işte diyorsun gülerek değil mi:) Evet haklısın, bilgisayarda da yazabilirim ama bu mektubun postane kokusu almasını, üzerine hangi tarihte yollandığına dair bir pul yapıştırılmasını, uçağa binmesini, okyanus geçmesini, başka mektuplarla yanyana durmasını ve sana bir postacının vermesini istedim, belki de çok eski kafalı gibi oldu ama,bence buna sen karar ver, çünkü açıkçası senden gelen kartları tekrar tekrar okuyabiliyor ya da kitaplarımın arasına koyabiliyor ya da buzdolabımın üzerine yapıştırabiliyordum, oysaki elektronik postayı okumam için bilgisayarı açmam ya da çıktısını almam gerekiyordu ve çıktıdan okumakta bana çok anlamlı gelmiyordu, senin el yazını görmek istiyordum işte:)).....
Şu anda sana tek odalı evimden yazıyorum. Burayı yeni kiraladım. Sanki daha öncekilerini biliyormuşsun gibi başladım ama, belki de sana ilk baştan anlatmalıyım tüm olanları değil mi, bunu hakediyorsun, ne de olsa sen benim dostumsun....
Okul bitince ikimizde iş aramak yerine, biraz macera ve biraz da daha iyi bir eğitim için yurt dışında yüksek lisans için pek çok okula başvurmuştuk.Beş yıl aynı okul, aynı ev ve şimdi de yüksek lisansı birlikte yapacaktık...başvurduğumuz okullar bile aynıydı, hatda erkek arkadaşın bile gülüyordu bu duruma, ben her zaman ki gibi yalnızdım biliyorsun. (bıyık altından gülüyorsun değil mi:)
Sonuçlar, başvurulardan yaklaşık 4 ay sonra yavaş yavaş gelmeye başladığında, ikimizde her defasında kabul olmadığımızı öğrendiğimizde biraz üzülsek de, bir yandan da seviniyorduk, ne de olsa ayrılmayacaktık diye... ve işte o yaz gecesi (tıpkı bugünkü kadar sicaktı:)) sicaktan uyuyamamıştık da balkonda mum ışığında ben, sen ve kral (halan erkek arkadaşın değil mi) otururken birden kral ya biriniz kabul olursa ne olur demişti gülerek, sanki içine doğmuş gibi...bir sessizlik olmuştu ama sadece gülmek için güldük işte, fakat düşünmemiştik te değil hani.....
Ve ertesi sabah postacı kapı zilini çaldığında, nasılda umutla açmıştın kapıyı, o kadar sabırsızdın ki postacının elindeki kağıdı bile imzalamayı unutmuş ve postacı tekrar çaldığında koşarak açmış ve aceleyle imzalamıştın.Belki de heyecanın bunların son mektuplar olmasından kaynaklanıyordu, çünkü tüm okullardan cevaplar gelmişti.2 zarf vardı ve açılmak için masanın üzerinde bekliyordu, ben tek kişilik pembe koltukta ayaklarımı kendime çekmiş oturuyordum, sense kapının yanında ayakta duruyordun ve kral da ikimizin sessizliğinden yararlanarak masaya doğru uzanmıştı (gelen tüm zarfları o açıyordu...) ve her zamanki gibi önce senin zarfını açtı, yüzünde yine daha önceki tepkiler vardı, kafasını kaldırdı ve güldü,(gülüyordu, çünkü senden ayrılmak istemiyordu...) anlamıştık ki olmamıştı, yerimden kalktım ve kendi zarfımı yırtmak için yöneldiğimde, kral ve sen olmaz diyerek beni durdurmuştunuz, çünkü gelen tüm zarfların açılması gerekiyordu.... Artık hepimiz ayaktaydık....Kral zarfı eline aldı ve zarfı açtığında, katlanmış olan düz beyaz kağıdı çıkardı ve işte o anda gözleri büyüdü ve gidiyorsun dedi bana bakarak; inanamamıştım, nasıl olabilirdi, olamazdı, notlarım senden daha düşüktü oysaki (ne komik demi hemen notları düşünmem:)))... gözlerimi senden kaçırmaya çalışsam da başarılı olamadım, tekrar koltuğa oturdum ve gözlerimden yaşlar süzülüyordu bile, hıçkıra hıçkıra ağlıyordum (tutamıyordum ki kendimi).....keşke başvurmasaydım da sen gitseydin diye...birden elinde bir bardak su ve mendil ile geldin ve hayat bu, gideceksin ve okuyacaksın dediğini hatırlıyorum....hiç bir zaman kızmamıştın ya da alınmamıştın, o kadar iyiydin ki, evet sen benim gerçek dostumdun...hiç kardeşim yoktu ama sen bana kardeşten bile daha yakındın...
Sonraki günlerde ailemi görmek için İstanbul'a gittiğimde, oradan da cesaret edip seni arayamadım, şimdi bunları yazarken o kadar utanıyorum ki ve tam havaalanına girdiğimizde anonsdan ismimi duyduğumda şaşırmıştım ve ilgili bankoya gidipte karşımda seni gördüğümde o kadar sevinmiştim ki anlatamam, canım arkadaşım beni uğurlamaya gelmişti .....biricik dostum sarıl bana dememe fırsat kalmadan sımsıkı sarıldın ve o anda ikimizde ağlamaya başlamıştık...pasaport kontrolünden geçtiğimde artık gittiğimin iyice farkına varmıştım.....sırtımda çantam, bir elimde pasaportum, öbür elimde mendil ve sadece ben...
Uzunca geçen uçak yolculuğundan sonra buraya geldim, yeni bir şehir, okul, çevre kısacası yepyeni bir dünya işte....tek başıma kalmıştım, sende yoktun...kayıt işlemleri, dersler ve ilk geldiğimde kaldığım o korkunç yurt ve sonrasında bulduğum işte bu küçük ev, sanıyorum yaklaşık 30 metrekare falan ama ben yine de buraya çok ödüyorum....gülüyorsun değil mi, her zaman en pahalı şeyleri bulduğum için:); kitaplarım, dergilerim, cdlerim ve giysilerim için bir dolap (merak etme halan sığdıramıyorum:), banyomu görmelisin o kadar renkli ki anlatamam, kırmızı bir küvetim var, aynam yok, zeminde çizgi roman kahramanları, renkli renkli spotlar, duvarlarda deniz dalgaları ve en komiği belki de klozetde resmedilmiş küçük gülen mikroplar var...benden önce burada bir ressam oturuyormuş, sadece tuvalleri ya da kağıtları değil, aynı zamanda evi de çizmiş :)) aslında eğlenceli olmuş bence....her tuvalete girdiğimde resmedilmiş mikroplara bakmamak için kendimi zor tutuyorum ama gene de yapamıyorum:))) (kahkaha ile gülüyorsun değil mi)....
bak yine güldürdüm seni....
O günden sonra sana hep bir eğitim borçlu olduğumu düşünmüştüm.... Uçağa bindiğimde, buraya geldiğimde, kısacası her anımda suçluluk duyuyordum, oysaki sen bana böyle bir şey olmadığını defalarca mektuplarda, elektronik postalarda anlatıyordun....ama inatçıydım biliyorsun hayır dediysem bitmişti...
Sana bu mektubu yazarken kafamı kaldırıyorum, önce saate bakıyorum ama saat çoktan 4'ü geçmiş bile , sonra sokaktan bir ışık süzmesi geliyor ve sokaktaki dükkanlardan birininde açık olduğunu görüyorum....O da benim gibi bir şeyler üretiyor; ekmek yapıyor; su ve unu yoğurup önce hamuru oluşturuyor, sonra da ona sevgiyle şekil veriyor, tıpkı benim sevgiyle, özlemle sana mektubumu yazdığım gibi....halan hava o kadar sicak ki(sabah serinliği bile olmadı:)....bu sicakta, gecenin bu saatinde O da benim gibi tek başına ve O da kapısını açmış ve yaptığı ekmeklerin, hamurların kokusunu tüm sokağa yaymış bile...(içime çekiyorum, anneannemi özlüyorum, o da harika hamur işleri yapardı diyorum...)
Kimbilir yoğururken neler düşünüyor; belki eski bir sevgiliyi, belki çocuklarını, belki de onu çok seven karısına yeteri kadar önem vermediğini, belki de, evet belki de onu çok seven dostunu uzun zamandır aramadığını....(birden durdum) ve düşündümde şu ekmekçi ile ortak bir noktamız olabilir dedim, "dostlar"....ama bu gece şu pencerenin önünde durupta karşımda duran ekmekçiyi izlediğimde fikirlerimin değişmesinin zamanının geldiğini anladım; inatçılığı bırakmalıydım ve sana yazmalıydım....
İşte o anda bana yaptıklarını, bana her zaman destek oluşunu ve ben sessizce senden haberleri okuyup karşılık vermezken, senin yine de azimle benimle ilgilenmeni düşündüm..... ve dün aldığım mektuplada artık yazmamın zamanının geldiğini anladım....
Demek Kral ile evleniyordunuz, harika bir haberdi benim için, ama sende bende biliyorduk ki o tarihlerde benim orada olmamın imkanı yoktu....oysaki ne kadar isterdim "o gün"de yanında olmayı.....
Ama sana bunca zamandır yaptıklarım için kocaman bir özür borçluyum, öncelikle ÖZÜR DİLİYORUM.... sen şimdi bunları okurken gülümseyerek ne gerek var desen bile....
Ve birde küçük bir sürpriz size; yaptıklarımı affettirmez biliyorum ama senin ve kralın balayınızı burada geçirmeniz için 2 uçak bileti ve buraya çok yakın, deniz kenarında harika bir otel ayarladım:)) size sadece pasaport işlemleri kalıyor...hem gelince sana evimin karşısındaki ekmek fırınını da gösteririm ne de olsa ortak arkadaşımız O, değil mi....
tekrardan mutluluklar......
ayakkabının altına ismimi yaz tabiki;)
Seni çok seven dostun...
başka bir hikaye de görüşmek üzere....
kucak dolusu sevgiler....
not: Fotoğraf Bob Fowler'e aitdir...





Uzaktaki dostlara gitsin bu güzel HiKaYe. Cok melankolik hava yaydi icime - tskler o dostluklari hatirlattigin icin Zeynepcim..
Posted by: gül$en | August 10, 2005 at 10:38 AM
Adimi "gülen" yazmisim gül$en yerine ;) Beraber gülmekten cok zevk aldigimiz icin belkide. Simdi aklima geldi; bir arkadasimla isimlerimiz vardi. O 'seven'di bende 'sevilen' :) Mektuplarin sonunu hep öyle imzs atardik. Cok mektuplastik bi zamanlar. Maillesmekte güzel fakat mektuptaki özel tadi vermiyor..
Posted by: gül$en | August 10, 2005 at 10:44 AM
gül$encim ben ismini düzelttim;) ve evet bende kuzenimle tam tamına 10 sene mektuplaştık...O Avustralya'da ben tr'de, sonra onlar tr'ye döndüler ve mektuplaşmada bitti....ama o mektuplarımızı hep özlüyoruz.....
Posted by: zyn₪p | August 10, 2005 at 11:58 AM
harikasın zeynepciğim!yüreğine ve kalemine sağlık.ne güzel anlar yaşatıyorsun bizlere,sağlıcakla kal.
Posted by: kevser | August 10, 2005 at 01:12 PM
Sevgili Zeynep, Cok hos bir anlatim, ancak Turkce karakterler kare seklinde cikiyor, ve yaziyi okunmaz hale getiriyor, bir font sorunu var herhalde, selamlar
Posted by: Yuvakuran | August 11, 2005 at 05:13 PM
merhaba yuvakuran,
yorumlarınız için tşkler ama sizin de hikayeleriniz çok güzel:)...
türkçe karakter sorununa gelince de acaba sizin internet explorer'ın dil seçeneklerinden (encoding) olabilir mi....benim explorer'ım ingilizce ve encoding'de UTF-8 ama türkçe olan makinede de baktım sorun yok gibi ama bunu araştıracağım...tşkler:)
Posted by: zyn₪p | August 11, 2005 at 05:39 PM