San Diego'da bir gün...

U


Uzun yolculuktan döneli neredeyse 1 yıl olmuş, ama ben bir türlü toparlanıp yazamamışım, ne kadar ayıp bana.Bu sene ne olur affedin.Bu sene ders çalışıyorum ve itiraf ediyorum "kendimi kayıpta ettim, bazen kendimi geri almak istiyorum".

Ağustos sonrası dersleri verdikten sonra yazı bitirmek için planlar yapıyorum, ama bu planlar ne kadar gerçekleşir gerçekleşmez bilinmez, ama yine de umut ediyorum işte...

Yazın sicaklarından bunalmış, eski fotoğraflarıma bakarken, San Diego durağımızdan bahsetmek istedim... Sanırım Amerika da nerede yaşamak istersin sorusuna, San Francisco'dan sonra yaşamak istediğim tek yer diye cevap veririm:)

ve işte San Diego ile ilgili gezi notlarım,

Kapi



San Diego da bir gün,
Balboa Park'ta çimlere uzanıp kitap okumak,
İspanyol mimarisi,

M1

Rıhtım,
Bisiklet taksiler, (genelde Türk öğrenciler çalıştırıyorlar)
Old Town,
Küçük bir İspanyol restaurantında Taco yemek,

R

Mexicalılara gülümsemek ve ne kadar sicak insanlar olduğunu bir kez daha anlamak,
Rengarenk battaniyelerden almak,
365 gün güneşi hissetmek,
hep bronz olmak,
Gün batımına karşı bira ve balık yemek,


M

Amerikan donanmasının büyük bir bölümü burada olmasından dolayı uçak ve savaş gemileri arasında barışı aramak,
Rıhtımda ki USS Midway gemisinde bir kadeh beyaz şarap içmek,
Surf yapmak,
ve güneşin tadını çıkarmak :)

 
Read


keyifli haftasonları

kucak dolusu sevgiler


Dalga

Derin
I
Mesut sanmak için kendimi
Ne kağıt isterim, ne kalem;
Dalar giderim mavisinden içeri
Karşımda duran resmin.

Giderim, deniz çeker;
Deniz çeker, dünya tutar.
İçkiye benzer bir şey mi var,
Bir şey mi var ki havada
Deli eder insanı, sarhoş eder?

Bilirim, yalan, hepsi yalan;
Taka olduğum, tekne oldugum yalan;
Suların kaburgalarımdaki serinliği,
İskotada uğuldayan rüzgâr,
Haftalarca dinmeyen motor sesi,
Yalan.

Ama gene de,
Gene de güzel günler geçirebilirim;
Geçirebilirim bu mâvilikte,
Suda yüzen karpuz kabuğundan farksız,
Ağacın gökyüzüne vuran aksinden,
Her sabah erikleri saran buğudan,
Buğudan, sisten, ışıktan, kokudan..
 
    II

Ne kâğıt yeter ne kalem
Mesut sanmam için kendimi.
Bunların hepsi.. Hepsi fasafiso.
Ne takayım , ne tekneyim.
Öyle bir yerde olmalıyım,
Öyle bir yerde olmalıyım ki,
Ne karpuz kabuğu gibi,
Ne ışık, ne sis, ne buğu gibi,
İnsan gibi...

Orhan Veli KANIK

Yuva



Bugün Dünya Çevre Günü, "Yuvan" için, Dünya için bir şeyler yapalım. Saat 20.00'da NTV'de Yuva Belgeseliniz izleyelim, daha fazla detay için : http://www.ntv.com.tr/id/24970290/


keyifli haftasonları

Adrenalin...


Rr




Adrenalin nedir diye soranlara, dün geceyi anlatıyorum. Ve bunları yazarken bile halan ellerim titriyor.

Dün gece saat tam 12'de elektrikler kesildi.Sanki masalda ki Sindrella misali bal kabağımı ve baloyu düşündüm. Karanlıktan korkmam ama yine de mum aradım ve bulamadım. Eskiden mumlar buzdolabında saklanırdı, ve elektrikler kesildiğinde bakılacak ilk yer orası olurdu.Artık zaman değişti, herşeyi tükettik, anıları bile saklamaz olduk, sürekli bir tüketim çılgınlığı...

Neyse,tekrar salona döndüğümde, i-podumun şarjının bitmek üzere olduğunu anladım. Evde tek başımaydım. Karanlıkta öylece oturdum, sonra kalkıp perdeleri açtım.Dışarda kötü bir hava vardı. Kar Ankara'nın kapısını Aralık'ta çalardı, ama öncesinde bulutlar hüngür hüngür ağlar ve hava çok tatsız olurdu. Savrulan sonbahar yaprakları, cama vuran yağmur damlacıkları ve şimşekleri izleyen ben.Uykum da yoktu, o yüzden biraz daha oturayım belki elektrikler gelir diye düşündüm. Zaten filmde yarım kalmıştı.

Yukarıdan tıkırtılar geliyordu.Umursamadım.

Yağmur ne kadar güzel yağıyordu. İçimden şarkı mırıldanmak geldi, ama sessizlikte güzeldi. Tekrar tıkırtıya takıldım. Ve tıkırtıların yukarıdan değilde, bizim evin kapısından geldiğini anladığımda korku filminin o gece bizim eve misafir olacağını anladım.Evet biri ya da birileri kapımı açmaya çalışıyordu.Önce umursamadım ama mümkün olabilir miydi.Hayır asla olamazdı, peki bu ses neydi.

Korkmaya başlamıştım. Elektrikler kesikti, telefon çantamın içindeydi ve öylece salonda ki kanepede kala kalmıştım. Bir an acaba kapının kilidini geçirdim mi diye düşündüm ve tabi ki geçirmemiştim. Oysaki annem hep tembih ederdi, mutlaka geçir diye. Derin bir iç çektim ve tüm bunların rüya olmasını diledim. Ama gerçekti. İnanamıyorum evimize hırsız giriyordu ve ben kanepede öylece kas katı kesilmiş oturuyordum.Donup kalmıştım. Elektriklerin bir an önce gelmesini diledim, sonra neden annemlerde kalmadığımı düşündüm.

Mutfağa gidip oklavayı alsam mı derken ne kadar saçma düşündüğümü fark edip kendime kızdım.Kapı ile halan uğraşıyordu. Ve sonra yerimden kalkıp sessizce terliklerimi bile giymeden salon balkonunun kapısını açtım. Hava buz gibiydi. Yağmurda vardı ama yapabileceğim hiçbir şey yoktu.Battaniyeme sarılmış, çaresiz bir serçe gibi balkonun köşesinde saklanmaya karar verdim.

İçeride neler olacağını merak ediyordum ve dayanamayıp kafamı uzattığımda, kapının açıldığını ve içeri hiç tanımadığım bir adamın girdiğini gördüm. Ayyyyyy...

Kalbim kesin yerinden çıkacaktı, hatta çıkmış mıydı ve ben öbür tarafı ziyaret mi ediyordum. Yok daha bu dünyadaydım, bağırmamak için kendimi zor tuttum. Film gibi bir gece geçiriyordum ve her yerim titriyordu. Kapıdan içeri girmekte önce tereddüt etti, ama sonra ayakkabılarını çıkardı...Elinde feneri ile şöyle bir içeri yokladı. Kapıyı kapattı. Ve içeri gitti.O an acaba balkondan çıkıp sokak kapısına koşsam ve dışarı mı çıksam, yoksa beklemeye devam mı etsem diye düşündüm. Ya O'nu dışarıda bekleyen bir arkadaşı varsa diye düşündüm hani filmlerde hep öyle olur ya, beni balkonda gördüyse, İçeridekine haber verdiyse, tamam karar verdim balkondan aşağı atlayacağım, Çıldırma anı dedikleri bu olmalı...Agatha Cristine olsaydı keşke, beni romanlarından birine kahraman yapar ve ne yapacağımı yazardı...Halan espri yapabilmeme şaşırdım...

Aradan sanırım 15-20 dakika kadar geçti, adam şimdide salona gelmişti, ve işte korku sahnesinin en can alıcı yeri başlıyordu.

Elinde ki feneri salona dolaştırdı. Salonda ki fotoğraflara baktı. Ve masanın ortasında duran Canon'a uzanmıştı ki, olamaz dedim. Yüzünde ki o iğrenç gülümseme ile kendi kendine konuşmaya başladı.
Dudaklarımı ısırmaktan, kanadığını hissettim. Gözlerim balkonda sert ve delici bir şeyler aramaya başladı, ama boş saksılardan başka bir şey yoktu. Birden O'nu göremedim ve gittiğini sandım, tam kalkmak üzereydim ki, tekrar gördüm. Jack şişesini yanına alarak kanepeye uzandı, etrafı seyretmeye başladı.Bu ne rahatlıktı, kimsin sen sana bu hakkı kim veriyordu...

Evimden çıkmıyordu resmen keyif yapıyordu. O'nunla baş edebilir miydim, yok canım deli olma Zeynep diyordum hayır...

Ve birden karşı apartmanın balkon ışığı yandı, Tanrım ya beni göreceklerdi ya da O'nu, kimbilir ne düşüneceklerdi...peki elektrikler gelmiş miydi, hayır

Birden balkon sandalyelerimiz aklıma geldi. Ve gecenin karanlığında büyük bir sesle tüm mahalle ayağa kalktı. Balkonda ki sandalyeleri alıp pencerelere atmaya başladım. Birini bırakıp diğerini alıyordum ve hoooppp pencerelere atıyordum. Kırılan pencere seslerine birde benim avazım eklenmişti; yangın var, hırsız var diye imdatttt bağırıyordum.

İçeride ki adam neye uğradığını şaşırmış ve bana doğru koşmaya başlamıştı. Tüm mahalle uyanmıştı, nasıl uyanmasın ki, ve aniden karar değiştirip kapıya doğru yöneldi. Ayakkabılarını bile giyemeden kapıyı açmıştı ki karşısında apartmanımızın sevgili yöneticisinin elinde kocaman bir sopa ile durduğunu gördüm.  Ve kötü son, adama bir güzel vurdu. Adam olduğu yerde düşüp bayıldı, sonra polis geldi ve gece son buldu.

başka bir hikayede görüşmek üzere...

Not: Fotoğraf Küçük Hikayeler'e aittir.


Guller

Irmik

Caylar

Umarım,
bu Haziran,
bu güller gibi güzel,
irmik tatlısı gibi tatlı,
çaylar gibi hoş,
geçer,
ve güzel umutlarınızın gerçekleşmesi dileğiyle...

HOŞGELDİN HAZİRAN

kucak dolusu sevgiler...

  • zyn₪p's photos More of zyn₪p's photos

  • Küçük Hikayeler İnternet Sayfalarında yer alan tüm fotoğraflar, hikayeler ve diğer tüm yazıların sahibi Küçük Hikayeler'dir.
    5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nun telif haklarına ilişkin hükümlerine göre Küçük Hikayeler'in yazılı izni olmadıkça hiçbir kimse, yayıncı ve kuruluş, eserin tamamını veya bir kısmını yayınlayamaz, çoğaltamaz, alıntı yapamaz.